KUSSO 19
  CORUM
 

               

 

 

 

ÇORUM LEBLEBİSİ
 

Çorum’un meşhur sarı leblebisi kuru nohuttan yapılır.Nohutun leblebiye dönüşmesi bir buçuk aylık bir emeğin ürünüdür.Tarihi dükkanlarda , tek kavrumluk leblebiler çuvallardan tenekelere , oradan leğenlere doldurulur. Odun ateşi ile yeterli sıcaklığa ulaşan fırına aktarılan leblebiler son kavurmadan sonra tekrar çuvallara doldurularak dumanı üstünde satışa sunulur. İlimizde her köşe başında bir leblebici dükkanı bulmanız mümkündür. Öteden beri yöremizde yetişen nohutun iriliği ve leblebiye dönüşümü haklı bir üne kavuşmuştur. Ancak altmışlı yıllardan sonra artık bölgede yetiştirilen nohut , leblebi üretimine yetmemeye başlamış ve başka bölgelerden nohut getirilmiştir. Buna rağmen Çorum leblebisi ününden hiçbir şey kaybetmemiştir. Bunda , kuşaktan kuşağa aktarılarak bugüne ulaşan kavurma işlemlerindeki beceri önemli rol oynamaktadır. Nohuta ayrı bir lezzet ve altın sarısı rengini kazandıran geleneksel leblebi üretimi bir yandan devam ederken , tüp gazın kullanıldığı modern yöntemler de uygulanmaya başlanmıştır. Leblebi yapmak için öncelikle ateş tuğlası , kerpiç , tava ve karıştırıcıdan oluşan bir kavurma ocağı gerekir. Kullanılacak odunların iz yapmayan cinsten olması önemlidir.Eleme işleminden geçirilen nohutlar önce boylarına göre ayrılır.Birinci kavurma işleminden sonra sıcak olarak çuvallara doldurulup iki gün dinlendirilir.İkinci kavurmadan sonra da iki gün dinlendirilen nohutlar kuru bir yere serilerek 15-20 gün bekletilir.Nohutlar üçüncü kavurmadan önce nemlendirilip bir kez daha bir gün süreyle çuvallarda bırakılır.Üçüncü kavurmada nohutların kabukları ayrılır. Leblebinin acılı , tuzlu , karanfilli ve diğer çeşitlere dönüşmesi bu son kavurma işleminden sonra gerçekleşir. İmalat sürecinden de anlaşılacağı gibi , bu kadar çaba , zahmet ve eşsiz lezzet , Çorum Leblebisinin ününün yıllar öncesinden bugünlere taşınmasındaki en önemli nedendir.

 

 

 SAAT KULESI

 

 

 

Saat Kulesi 1894 yılında (H. 1312) II. Abdülhamit döneminde padişahın Beşiktaş Muhafızı olan Hasan Paşa’nın destekleriyle yaptırılmıştır. Kulenin çanı da Hasan Paşa tarafından itina ile seçilerek İstanbul’dan gönderilmiştir.

 

27.5 metre yüksekliğindedir. Tabanı sekiz köşeli olup 5.3 metre çapında olup, her köşesi 2.1 metredir. Asıl kulenin gövdesi 24 köşeli, çapı ise 3.9 metredir. Kuleye seksen bir basamaklı döner merdivenle çıkılır.

Saatin rakamlarının bulunduğu dairenin çapı 1.5 metre, yelkovan uzunluğu 85 cm, akrep uzunluğu 70 cm.’dir.

 

Saat kulesinde şerefeye kadar olan bölümde minare çizgileri görülürken şerefeden sonra ana gövdeye göre daha dar bir dikdörtgen bir gövde saati ve çanı taşımaktadır. Bu bağlamda bir mimari sentez yapıldığını söyleyebiliriz. Uzmanlar Saat Kulesi’ndeki mimari yapının diğer kulelerden farklı olduğunu, kullanılan taşın dayanıklı olmamasına karşın kolay işlenen bir malzeme olduğunu belirtirler.

 

Saatin çanının sesi ilk yıllarda çok güçlü olup merkeze bağlı köylerden bile duyulduğu söylenmektedir. Ancak restorasyon içen yapılan incelemede yıllardır tokmağının aynı noktaya vurması ile derince bir oyuk oluştuğu ve bu nedenle çanın sesinin bu azaldığı saptanmıştır.. Ayrıca hızlı kentleşmenin getirdiği gürültü kirliliği de çanın sesinin uzaklardan duyulması önünde engeldir.

Saat Kulesi’nin kapısı üzerinde eski yazı ile bir kitabe vardır.kitabe Muhammet Nuri Bektaşi (Korman) tarafından yazılmıştır.

 Kitabede yazılı metin:

 

 

 Şehin şah-ı cihan Abdülhamit Han’ı kerem-karın

                Ferikan-ı kiramından Hasan paşa hem-şanı

                Bütün evkatını vakfeykedi ihyayı hayrata

                Muvaffak eylesin her dem anı amaline Mevla

                Saat Kulesi ez-cümle hayrat-ı güzininden

                Yapıldı yümn ü evferle bu şehri eyledi ihya

                Çıkıp vakt-i eşrefte yazıldı babına tarih

                Bu mi’kat-ı celili yaptı bak lütf-u Hasan Paşa

 

                       1984 (H. 1312) 

 

Kitabenin günümüz Türkçe’si ile söylenişi:

 

            Zamanın ulu hakanı cömert Abdülhamit Han’ın

            Yüce fermanıyla şanlı Hasan Paşa

            Adadı bütün vaktini hayır işleri yapmaya

            Başarılı kılsın her dileğini Mevla

            Saat Kulesi kısaca seçkin hayratıdır onun

            Bol bereketle yapıldı bu şehri etti ihya

            Çıkıp kutlu bir zamanda yazıldı kapısına tarih

            Bu büyük saati yaptı bak Hasan Paşa’nın lutfu

 

17 Aralık 2003’de saat Kulesi’nin restorasyonu için Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan gelen ekip incelemelerde bulundu. Belediyenin bakım ve restorasyon talebi üzerine gelen ekip Saat Kulesi’nin tarihçesi için yazılı kültüre yansımayan bilgilerin derlenmesi amacıyla kaynak kişilerle görüştü.

Ankara’dan gelen ekip Mimar Şenol Öztürk, Restoratör Yetiş Mahzuni, Kalemkar Ali Cila ve Suat Akgül ile Resim Teknisyeni Beyhan Kırıştan oluşmaktaydı.

Yapılan ön fizibilite çalışmasında kaynak kişilerle görüşülüp Saat Kulesinde incelemeler yapılarak bir mini belgesel hazırlanmıştır.

Kaynak kişiler; İsmail Özkahraman (1922-Çorum), Talat Ceritoğlu (  ), Ethem Erkoç (1952-Çorum).

 

İsmail Özkahraman: Çocukluğum Saat Kulesi civarında geçti. Kulenin hemen yakınında dükkanımız vardı. Üç yaşından bu tarafa Saat Kulesi’yle haşır neşirim. Önce şunu söyleyeyim ki Saat Kulesi’nin halk arasındaki adı “Çan Saati”dir. Hala eskiler bu deyişi kullanırlar. Kuledeki çan Hasan Paşa tarafından İstanbul’daki bir kiliseden gönderildiği için böyle anılmıştır Saat Kulesi.

Anneannemlerin evi Saat Kulesine çok yakınmış. Bu nedenle de yapımını görmüş. Temelinin altına dev ardıç ağaçlarının çakıldığını, ustalarının ise Macar olduğunu söylerdi. Kullanılan taşlar Çorum – Merkez’e bağlı Büğet Köyü ile Kuruçay arasında bulunan Kavşut adlı ocaktan alındığını, aynı taşların Belediye Başkanlık binasında, Müzede ve İstiklal Mektebinde de kullanılmıştır.

Talat Ceritoğlu: Hasan Paşa’nın, “Çorum’a su mu getireyim, 200 talebe mi okutayım, yoksa Saat Kulesi mi yaptırayım?” sorusuna şehrin ileri gelenleri “Saat Kulesi..” diye cevap verirler.

Eski dönemde bazı fotoğraflardan görüldüğü gibi saat Kulesi’nin altında altı adet dükkan yapılarak kiraya verilir. Çünkü burası Çorum’un ticaret merkezidir. Çok büyük bir buğday pazarı vardır. Deve kervanları gelir ve yükleri alıp giderlerdi. Çevresinde ise yol yoktu. Zaman içinde Gazi ve İnönü caddeleri açılırken bu dükkanlar yıkıldı.

 

 

 

 

 

NEDEN “ÇAN SAATİ”? 

       Çorum’un eskileri Saat Kulesi yerine “Çan Saati” sözünü yeğlemişlerdir. Bu deyişteki “çan” vurgusunu Abdülkadir Ozulu şöyle yorumlar, “Çorumlular ‘Çan Saat’ diyerek saatin vurgulu oluşunu söylemlerinde öne almışlardır. Vurgu kuleye konulmuş ‘çan’ ile sağlanmaktadır. Çorum, Müslüman Türkler tarafından fethinden itibaren semalarında böyle ses çıkartan bir çan sesi duymamıştır. Çan ile saat bir araya getirilerek, ‘çan saat’  diyerek vasıflandırma uygun görülmüş olmalıdır.

Saat Kulesi’ne “Çan Saati” denmesinin sebepleri arasında kulenin çanının Hasan Paşa tarafından İstanbul’dan gönderilen bir kilise çanı olması rivayetinin de etkisini söylemek zorundayız.

 

Halk deyişlerinde Saat Kulesi ve Çan Saati

 

20. yüzyıldan başlayarak Çorum’un  simgesi olan Saat Kulesi uzun yıllar şehrin en yüksek yapısı olacaktır.

“Adamın ruhu Saathane gibi…”

 “Adamın ruhu Saathane gibi…” deyimi için yine Abdülkadir Ozulu’ya başvuralım. “Çevresi ile uyumu zor görülenlerin dedikodusu yapılırken “Adamın ruhu Saathane gibi…” benzetmesini ilk defa söyleyenler herhalde günümüzün yüksek ve estetikten yoksun beton yığınlarını görselerdi böyle bir benzetmeye asla kalkışmazlardır.”

 

                    

 

 

CORUM KALESI

 

 

 

 
 

 

 

 

 

Çorum Kalesi’ne ait yazılı belgelerden ilki 979H/1571M tarihlidir ve bu belgeden o tarihte gerek kale gerekse kentin mamur olduğu anlaşılmaktadır. Kaleye su getirilmesi ile ilgili 985H/1577M tarihli belgede de kaleden “Sultan Süleyman Hayrat’ı” olarak söz edilmektedir.

 

            Bu belgede kaleye gelen suyun kaleye gelen dört mahalleye dağıtıldığı belirtilmektedir ki bu bilgide 1577’de kale içinde dört mahalle olduğuna işaret etmektedir. 1018/1609 yılına ait diğer iki belge ise Çorum Kalesi’ne bir varoş inşa edilmesi ile ilgilidir. Çorum’un uygun yerine bir varoş inşa edilmesi için padişah namına divandan müsaade verildiği ve bu amaç için mir’i’den 120.000 akçe tahsis edildiği de anlaşılmaktadır.

 

16. yy’da Çorum’a gelen Evliya Çelebi şehrin kıble yönündeki kalenin Sultan Kılıç Aslan tarafından inşa edilmiş bir Selçuklu yapısı olduğunu söyler, ayrıca küçük tek kapılı içinde birkaç hanenin bulunduğu bir yapı olarak tanımlar. 1842 yılında Çorum’dan geçen gezgin W.F. Ainsworth kale’nin eski malzeme ile inşa edilmiş yeni bir yapı olduğunu ve içinde konutlar olduğunu anlatmaktadır.

W.F. Ainsworth, duvarların farklı zamanlarda yapılmış olup çoğunun da yeniden inşa edildiğini ancak yeniden inşa edilirken eski planın büyük olasılıkla korunduğunu ve duvarların inşaatında çok sayıda beyaz mermer sütun, üzerlerinde haç bulunan mezar taşları, heykel ve çok sayıda yazıtında kullanıldığını gözlemlerine eklemektedir.

           

            Aynı yıl Çorum’dan geçen gezgin W.J. Hamilton ise kentin güney doğusunda bir tepe üzerinde inşa edilmiş olan kare planlı kale yapısının Sultan Süleyman tarafından inşa edildiğinin söylendiğini belirtmektedir.

Kalenin yuvarlak ve kare planlı birçok kulesinin bulunduğunu, duvarlarda inşaat malzemesi olarak çok sayıda yazıt kullanıldığını ve çoğu dinsel nitelikte olan ve bazılarında haç bulunan bu yazıtların bir kısmı üzerindeki yazıların bilinçli olarak bozulduğunu gözlemlerine eklemektedir.

          Duvarlarda çok sayıda sütun parçası kullanıldığını ve içteki birkaç basamak merdivenin de bu tür taşlardan inşa edildiğini de belirten gezgin yazıtların çevrede erken dönemde hristiyanlığı benimsemiş bir kentin varlığına işaret etmekte olduğunu ve halk arasında da bu parçaların yakındaki Karahisar harabelerinden geldiğinin söylendiğini belirtmektedir.

             

            Yazılı belgelerden 17.yy’da Çorum Kalesine bir dış sur eklendiği, kalede dört mahalle bulunduğu anlaşılırken gezginlerin tanımlarından da fiziki durum için bilgi edinilebilmektedir. Halen onarılmış olan kale dört köşe planlı olup, köşelerinde ve duvarlarda kare ve yuvarlak burçlar vardır. Esas giriş kuzey duvarda yüksek kemerli bir eyvan biçimindedir.

           İkinci küçük kapı ise güney duvardadır. Yukarıda sözü edilen gezginlerin de dikkatini çektiği gibi duvarlarda çok sayıda devşirme malzeme kullanılmıştır. Esas giriş kapısının hemen arkasında yer alan Kale Camii’nin üst pencerelerinde görülen 1217/1802 tarihi onarımı işaret etmektedir. Kale içinde halen kullanılmakta olan 42 konut bulunmaktadır.

ISKILIP KALESI

 

İlçe merkezinde bulunan ve Osmanlı Dönemine tarihlenen kalenin üç yanı sarp kayalık olup, sadece kuzey-batıdan çıkış mümkündür. Kalenin inşa edildiği sarp kayalığın eteklerinde Roma Devrine ait kaya mezarları bulunmaktadır.

 

 

 

 

 

OSMANCIK  KANDIBIBER KALESI

 

İlçe Merkezinde Kızılırmak’ın kuzey kenarındaki tabii kayalığın üzerine inşa edilmiştir. Selçuklu Dönemine tarihlenen kale içinde ikinci bir kapı daha bulunmaktadır. Kale, İstanbul’dan Amasya’ya uzanan ticaret yolu üzerindedir. Kalenin güneyinde Roma Dönemi kaya mezarları yer almaktadır.

 

 

 
  Heute waren schon 3 ziyaretçi (6 klik) hier!  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=